Duyurular





E-Bülten

ÇANAKKALE'DE SOSYAL YAPI-GELENEK VE GÖRENEKLER,....

Atam; inan ki seni - dinlediğm ve okuduğum kadarı ile- çok ama çok seviyor ve özlüyorum.. En derin saygı ve hürmetlerimle.

SOSYAL YAPI-KÜLTÜREL ZENGİNLİKLERİMİZ

 

     Çanakkalemiz tarihi süreç içerisinde bir çok kültürle tanıştı. Muhakkak ki etkiledi ve etkilendi. Bu özellik Çanakkalelinin dış dünyaya açılmasına ve kültürel etkinliklere oldukça fazla ilgili olmasına neden oldu. Her yıl yöremizde açılan ekonomik ve kültürel nitelik taşıyan kurs ve etkinliklere halkın katılımı bunun bir göstergesi sayılabilir. Sahip olduğu tarihi, turistik ve kültürel zenginlikleri ile yerli ve yabancı turistlerin daima gözdesi olmuştur.

     Çanakkale Savaşlarının geçtiği Gelibolu Yarımadası Tarihi ve Milli Parkında bulunan Türk anıt ve şehitlikleri ile yabancı anıt ve mezarlıklar, özellikle 18 Mart ve 25 nisan haftaları (18 Mart Çanakkale Deniz Zaferinin kazanılması, düşmanın Çanakkale’yi denizden geçemeyeceğini anladığı gün-25 Nisan Anzak çıkarmasının başlangıcı) içinde yoğun yerli ve yabancı  turist akınına uğramaktadır. Uygarlık tarihinin en eski el sanatlarından olan seramikçilik ve halıcılık Çanakkale’nin adını günümüze kadar getirip, temsil etmişlerdir. Seramik, fabrika düzeyinde Çan’da Sayın İbrahim Bodur’un önderliğinde dünya seramikçiliğine liderlik etmektedir. Şu anda Çanakkale iskelesinde ve diğer hediyelik eşya satan mağazalarda satılan seramik eşyaların özgün Çanakkale seramiği ile bir alakası yoktur (ÜNİVERSİTEMİZİN SERAMİK BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNİN YAPTIĞI VE SATIŞ BÜROSUNDA SATILANLAR HARİÇ). Halıcılık ise el halısı olarak özellikle Ayvacık ilçemizde çok gelişmiştir.

     Sağlık turizminin ögelerinden olan kaplıcalar ise Çanakkale’de mevcuttur.Bunların özelliklerini de yeri geldiğinde okuyucuma aktaracağım.

 

Toplum hayatı:

İlk bakışta Çanakkale halkının yaşayış biçimi yönünden çeşitli özelliklere sahip olduğu göze çarpar. Çanakkale’nin, Türkiye’nin en batı sınırında oluşu, strateji yönünden önemli bir noktada oluşu, Çanakkale halkının savaşlar, göçler, ilticalar, turizm ve diğer nedenlerle karmaşıklaşmasına neden olmuştur. Değişik sosyal yapıya sahip olma nedenlerinden birisi de arazi yapısının çeşitli özellikteki insan gruplarına yurtluk yapmaya elverişli olduğunu gösterebiliriz. Değişik gruplar derken bir ırkçılıktan söz etmiyorum. Halk deyişi ile Yerli,Türkmen, Yörük, Pomak ve Gayrimüslüm’ler kastedilmiştir. Buna yeni ve canlı bir örnek daha vermek istiyorum, Gökçeada. Bu şirin ilçemizde Rumlar, Karadeniz bölgesinden gelip yerleşenler, Isparta’dan, Biga’dan ve diğer yerlerden gelen vatandaşlarımız yerleşmişlerdir. Ayrı yaşayış tarzlarına sahip bu gruplar şahane bir kültür mozayiği oluşturmaktadırlar.

         Avrupa-Asya geçişi boğazdan, Bursa üzerinden İç Anadolu’ya, İzmir üzerinden Ege’ye, Eceabat üzerinden İstanbul ve Avrupa’ya bağlanması ayrı bir sosyal canlılık verir Çanakkale’ye. Halkın bir kısmını kafasını dinlemek isteyen emekliler ve memurlar ile öğrenciler oluşturur. İlçe ve köylerimizdeki toplum hayatı da bazı değişikliklerle kentteki yaşayışa benzemektedir. Bu küçük farklılıklar gelenek ve göreneklerimizden kaynaklanmaktadır.

Gelenek ve Göreneklerimiz:

     A-Genel olarak : Çanakkale halkı dini, ahlakı, gelenek ve görenekleri ile, şive ve kıyafetlerindeki özellikler yönünden genellikle İstanbul’un tesiri altında kalmıştır. Özellikle iç kesimlerde, dağlık yörelerimizdeki köylerimizde oturanlar eski gelenek ve göreneklerini hiç kaybetmemişler, değiştirmemişlerdir. İlimiz sınırları içinde Ramazan geceleri teravih namazından sonra camilerde mukabele okutmak, dinlemek dini bir gelenektir. Kadınlar arasında da yaygındır. Mübarek gün ve aylarda “hayır” adı altında hazırlanan yiyeceklerin fakirlere, komşulara ve akrabalar arasında dağıtılması yaşayan geleneklerimizdendir. Köylerimiz de, köye gelen yabancılara ve misafirlere “nöbet” adı altında her gün sıra ile yemek çıkarılır.

     B-Düğünlerimiz :

Toplumun çekirdeği ailenin kuruluşu demek olan bu konuyu köylerimizde yaşanan şekli ile aynen anlatmak istiyorum. Özellikle köylerimizde kız çocukları 12-14 yaşların dan itibaren sosyal düzenin gerektirdiği uyuma kendilerini hazırlarlar. Ailesinden, çevresinden gördüklerini kendilerine model olarak alırlar. Yeni kurulacak evin kadın ihtiyaç maddelerini temin etme çabası içine girerler. Bu amaçla hazırladıkları eşyalara “çeyiz” denir. Kız, erkeğin ailesi tarafından genellikle şu şekilde istenir.

Erkek tarafı hatırını saydığı yakın akrabalarının kadınlarını kızın annesine, erkeklerini kızın babasına “dünür” gönderir. Allah’ın emri ile kız istenir. Ya da erkek tarafı bazı yakınları ile haber vererek doğrudan kız evine gider. Aynı şekilde ister. İlk seferinde verilmezse cevap almak için gün kararlaştırılır. Kararlaştırılan günde tekrar kız evine gidilir. O gün söz kesme günüdür. Ondan kısa bir süre sonra kıza yüzük, şeker, çikolata gibi hediyeler götürülür. Bazen de takı takılır. Bu takı takma işine küçük nişan denir. Bu arada büyük nişan için her iki taraf isteklerini birbirlerine bildirirler. Bazı yörelerimizde örneğin Biga İlçemizin bazı köyle rinde bu istek özellikle kız evi tarafından bir kağıda yazılarak “liste” şeklinde istenir. Büyük nişan gerçek nişandır. Erkek tarafı kız tarafına vereceği hediyelerle yüzük, küpe, altın, bilezik, inci gibi geline alacağı ve takacağı bütün mücevherleri, elbiselik, gelinlik, duvak ve teli bir sepet ya da bohça içine koyarak, çalgılar ve nişan davetlileri ile kız evine gider. Orada hep birlikte eğlenilir. Haftasına kız tarafı, damadın güveylik çamaşırları ve bazı eşyaları ile erkek tarafına vereceği hediyeleri alıp, düğün gününü kararlaştırmak için oğlan evine giderler. Düğüne yakın zamanda “görüşme” olur. Bu günlerde bütün akraba ve tanıdıkların hediyeleri, verenin adı söylenmek kaydıyla davetlilere gösterilir. Düğünün başlaması sokak sokak “çerez” gezmesiyle olur. Bu gezmeye gelinin yakınları çalgılar ile gelirler. Davet edilecek evlere perşembe sabahından itibaren kalabalık halde gidilir.

Ev sahibi gelenleri ağırlar, yedirir-içirir. Bu gezme işi bütün gece sabaha kadar hatta bazen ertesi günün akşamına kadar sürdüğü olur. Cuma gününün akşamı gece eğlentisi başlar. Büyük bir salonda ya da boş bir alanın kenarına dizilen sandalye ve tahtalar üzerine ortada boş bir oyun yeri bırakılacak şekilde oturulur. Gelin, başına çiçekler takmak suretiyle süslenir. Yeni yetişen kızlardan başlayarak, yeni evlenmiş olanlar ikişer ikişer oyun yerine gelirler ve karşılama oynarlar. Oyun oynayanların yakınları caba dedikleri bir para atarlar. Eğlencenin bitimine yakın gelin de oyuna kalkar. İkinci gece kına gecesidir. Kızlar, yeni gelinler ve gelin dallı-bindallı-dival denilen işlemeli kadife elbise giyerler. Yatsı namazından çıkan delikanlılar, erkek tarafı sağdıcının taşıdığı bir tepsi içindeki kınayı mum ve çiçeklerle süslenmiş olarak davul-zurna ile kız evine getirirler. Toplanan çerezle birlikte kız evine giderek eğlenceye devam ederler. Cumartesi gecesi köy düğünlerinde misafir akşamıdır. Bütün köy, diğer köylerden ve dışarıdan gelen misafirlerle ilgilenir. Yedirir-içirir, yatırır.

     Gelin hamamı yapılır. Hamamda yapılan eğlenceden sonra düğüne devam edilir. Pazar günü öğleden sonra çeşitli oyunlar ve eğlenceler ile köy meydanında damat traşı yapılır. Damat traşından sonra erkek tarafı çalgılar eşliğinde yollarda oyunlar oynayarak kız evine gelir. Kız tarafının sağdıçları gelinin bir eşyasını saklayarak vermeyeceklerini söylerler, nazlanırlar, bahşişlerini alarak verirler. Bundan sonra gelin bir arabaya ya da atın üzerine bindirilir. Yollarda dolaşarak damadın evine varılır. Evin kapısında yüksekçe bir yere koltuk yapılır. Gelin herkese gösterilir. Kapıda bekleyen damat bir tas içine koyduğu buğday, para, şeker gibi maddeleri gelinin üzerinden davetlilere serper. Yatsıdan sonra damat gerdeğe girer. Böylece düğün tamamlanmış olur.

C-Yöresel Oyunlarımız:

Bütün bölgelerimizde olduğu gibi Çanakkale’mizde de yöresel oyunlar zengin folklor kaynaklarına dayanır. Kadın ve erkek gruplar tarafından genellikle “zeybek” özelliğindeki oyunlar oynanır. Oyunlar karma değil, ayrı ayrı oynanır. Çalgı aleti olarak davul, klarnet, bazı yörelerde zurna, keman, darbuka, ud, cümbüş ve tef kullanılır. Kadın oyunlarında tef ve darbukanın (Çanakkale’de darbukaya dümbelek de denir) yanında orada bulunanlar tarafından mani ve türkü de söylenir. Oyunlar genellikle bir adetin, bir yaşantının figürlendirilmiş şeklidir. Halen oynanmakta olan en belirgin kadın ve erkek oyunları şunlardır:

     Kadın Oyunları:

     1-Karşılama: Genellikle kadın oyunudur. Düğün, bayram ve eğlencelerde darbuka ve oradakilerin türküleri eşliğinde en az ikili olmak kaydı ile daha çok kişi tarafından oynanır.

     2-Çeyizaltı (Karyolamın Demiri): Kına gecesinde kızlar ile erkeklerin ev ev gezerek çerez toplarken oynadıkları hareketli bir oyundur. Kı na oyunu da denen bu oyun, kadınların alay oyunudur. Kınayı getiren damat sağdıcını ortaya alıp oynarlar. Kına tepsisi de ellerdedir.

     3-Şama (Muma batırılmış fitil) Oyunu: Düğüne davet edilmesi gereken kimseleri davet etmek için topluca gezilirken oynanan yürüyüş ahengine uygun bir oyundur.

     4-Harmandalı: Erkeklerin oynadığı harmandalı zeybeğinden çöküş şekli ile ayrılır. Dönüş ve sürat olarak erkeklerden farklıdır.

Erkek Oyunları :

    1-Harmandalı: Çeşitli yerlerde oynanan harmandalından bazı figürlerle farklılık gösterir. Daha ahenkli ve anlamlıdır. Bu şekliyle yalnız Çanakkale’de oynanır.

    2-Kaba Güvengi (Güvende): Klarnetin pes sesleriyle ağır ağır oynanan, ahenkli tam anlamıyla zeybek özelliğinde çok sevilen bir oyundur.

    3-Çiftleme: Daha çok Çan ve Bayramiç yörelerinde oynanan ikişer veya üçerli, karşılıklı geçmelerle oynanan hareketli bir zeybek oyunudur.

    4-Süzmen: Halka halinde aksak ritimli ve oldukça hareketli oynanan bir oyundur.

    5-Alay Oyunu: Halay gibi el ele tutunarak çok kişi tarafından sürekli şekilde oynanan oyundur. Yorulanlar çıkıp yerlerine yenileri girerek devam eder.

    6-Gelibolu Karşılaması: Gelibolu yöresinde oynanır. Tek ve karşılıklı olarak oynanabilir. Bu oyun erkek oyunu olmasına rağmen kadınlar da karşılıklı olarak oynarlar.

    7-Lenka : Bayramiç’e özgü bir oyundur. Kadın erkek karışık oynanır.

    8-Gelibolu Sekmesi: Davul ve zurna eşliğinde oynanan hareketli bir oyundur.

 

Çanakkale’ye Özgü Manilerden Örnekler

1-Su gelir gümbür gümbür

    Su tülbendi götürür

    Yaşın küçüktür amma

    Aşkın beni öldürür.


2-Su gelir mendim mendim

   Su değil benim derdim

   Sular mürekkep olsa

   Yazamaz benim derdim.


3-Su gelir bulanarak

   Bahçeyi dolanarak

   Buna can mı dayanır

   Yar geçti salınarak


4-Giden oğlan dön beri

   Elinde mor mendili

   Mendilin şöyle dursun

   Göğnüm sevdi seni


5-Seni ben seni ben

   Adam aman seni ben

   Gözüm gördü gönlüm sevdi

   Ele vermem seni ben


6-Elmayı bıçakladım

   Çevreyi saçakladım

   Yar yanımda diye

   Yastığı kucakladım


7-Sarı gülüm kalburda

   Çok iş var sabırda

   Ölürsez bir ölelim

   Çift koysunlar tabuta


8-Kuyu başında kova

   Başında ince oya

   Ben verem mi olayım

   İçime koya koya


9-Kayabaşında tavşan

   Kız ver bana bir nişan

   Eğer nişan vermezsen

   Olacağım perişan


10-Mendilimi yıkadım

     Seremem çardaklara

     Fazla yarim yok benim

     Veremem ortaklara


11-Ağılda kuzusu var

     Memede yavrusu var

     Hasret belini bükmüş

     Bağrında sızısı var


12-Gidiyorum deme bana

      Kalbim yaralı sana

      Birgün görmesem yarim

      Sene geliyor bana


13-Deniz dibi engindir

      Dalyancılar zengindir

      Anne beni evlendir

      Bu kız benim dengimdir


14-Sarı saman ak saman

     Sarılalım bir zaman

     Sormak ayıp olmasın

     Düğünümüz ne zaman


15-İndim yarin bahçesine

     Yasemenler kol atmış

     Yar beni gelecek diye

     Meclisini donatmış


16-Boynumdaki altını

     İpinden ayırmayın

     Vurun öldürün beni

     Yarimden ayırmayın


17-Gökler bulutlu kaldı

     Kuşlar umutlu kaldı

     Yar koynunda anahtar

     Gönlüm kilitli kaldı.


18-Sürünmeler her yerde

     Suyu berrak derede

     Yare sümbül menekşe

     Topladım tepelerde


19-Gidiyor uğurlar olsun

     Yolun çayırlar olsun

     Benden başka yar seversen

     İki gözün kör olsun


20-Taneler taneler

     Almış salkımı eline

     Birer birer taneler

     Taneler taneler

     Ölürse çoklar ölsün

     Sağ olsun bir taneler


21-Sıra sıra siniler

     Hasta olan iniler

     Aldı gitti yarimi

     Denizdeki gemiler


22-Karanfilim süt beyaz

     Ayrı düştük biz bu yaz

     Hediyeni istemem

     Mektubunu sıkça yaz


23-Yatma yeşil çimene

     Uyur uyanamazsın

     Yarim benim sevgime

     Niçin inanamazsın


24-Analar hatun olur

     Sevdası bütün olur

     Anaya vuran eller

     Yanacak odun olur.


25-Armudu taşlayalım

     Dibini kışlayalım

     Kağıt kalem al yarim

     Maniye başlayalım.


26-Bu gün günlerden Pazar 

     Katipler okur yazar            

     Benim öyle bir yarim var ki   

     Gören aklını bozar.[1]          

                   

27-Köprü altı diken

     Yaktın beni gül iken

     Allah’ta seni yaksın

     Üç günlük gelin iken.


28-Feslihan ektim dallandı

     Yel estikçe sallandı

     Bu ay gelgeç ayı

     Gönül veren aldandı.

     [1] Fatma Tuncer,Yaş 96 Seddülbahir Köyü


29-Saçım iki beliktir

     Sinema gölgeliktir

     Yarimden başkaları

     Bana eğlenceliktir.


30-Su bardağının ağzı               

      Yuvarlaktır yuvarlak              

      Alçıtepe kızları

      Hem dondurma hem kaymak.[1]


31-Dumanı tüter bacanın

     Eti lezzetlidir mercanın

     Kısmetler yağmur gibi yağar

     Yaparsın, ne isterse canın


32-İndim nane biçmeye

     Eğildim su içmeye

     İki tane yar sevdim

     Biri dalga geçmeye

    [1] Şerife Emekli,Yaş 68, Alçıtepe Köyü


33-Karnabel iki çatal         

     Arasından çay akar                

     Karnabel’in kızları

     Baygın bakar, can yakar.[1]


34-Vur tepsiyi gümlesin           

     Aşık olan dinlesin                 

     Sevdiğini almayan

     Yataklarda inlesin[2]


35-Kuyunun kapakları

     Çınarın yaprakları

     Gurbetteki yarimin

     Çınlasın kulakları.


36-Yalova minaresi                

     Yetmişiki basamak               

     Hiç istemem sevdiğim

     Senden ayrı yaşamak.[3]

     [1] Karnabel,Karainebeyli'nin  Halk Arasındaki Adı

     [2] Ayşe Önder, yaş 58, Karainebeyli köyü

     [3] Huriye Taş, yaş 62, Yalova köyü


37-Tarla başında kuyu

     Uyu sevdiğim uyu

     Kimler içirdi sana

     Benden ayrılık suyu


38-Cam altında sardunya

     Bir dalını kırdınya

     Çok yüksekten atardın

     Yine bana kaldın ya.


39-Cam içinde küpeli

     Dibini süpürmeli

     Yarime bakan kızın

     Yüzüne tükürmeli.


40-Bahçelerde sarmaşık

     Mutfak dolu bulaşık

     Yarime bakan kızın

     Bacakları dolaşık.


41-Suya giderim suya

     Elmayı soya soya

     Kaldır yarim peçeni

     Göreyim doya doya.


42-Gidene bak gidene

     Gül sarılmış dikene

     Mevlam sabırlar versin

     Gizli sevda çekene.


43-Kara kara kazanlar

     Kara yazı yazanlar.

     Cennet yüzü görmesin

     Aramızı bozanlar.


44-Bahçelerde enginar

     Enginarın dengi var

     Evde kalan kızların

     Dünya kadar derdi var.


45-Derelerde buz olur.[1]       

     Gün açılır yaz olur.               

     Ben yarime gül demem

     Gülün ömrü az olur.


Çanakkale’de Halk Müziği

     İlimizin coğrafi konumu, müziğini ve geleneksel oyunlarını etkilemiş, Batı Anadolu ezgileriyle, Trakya-Rumeli ezgilerinin etkisinde kalmış tır. Bu özellik türkülerde ve oyun müziklerinde kendini gösterir. Zeybeklerle karşılamalar iç içe geçmiş gibidir.        

     Çanakkale’de ilk resmi folklor derlemesi 14 Temmuz 1947’de yapılmıştır. Ankara Devlet Konservatuarı arşivi için Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken, teknisyen Rıza Yetişken’den oluşan ekip Çanakkale’de 58 türkü ve ezgiyi plağa kaydetmiştir. Bundan başka halk müziği özel derlemeleri de vardır. Yöremizin ezgi yapısı “la-si-sol” tonludur. Dömeke, Ali duvarı deldi, Pınar baştan bulanır, Balıkesir yolunda gibi türkülerimiz la ton’ludur. Yatma yeşil çimene, Hadi gene bindallı, Evreşe yolları, Çanakkale zeybeği, Annem entari almış türküleri ise sol tonundadır. Karyolamın demiri, Çemberimde gül oya sözleriyle başlayan oyunlar da si tonundadır. Karanfilin moruna yöremizin en ağır ritimli türküsüdür. Bu zeybek havası misket ayağının en güzel örneklerinden birisidir.

     Çanakkale’de manileri ezgi ile söyleme geleneği vardır. Bu gelenek özellikle kadınlar arasında tüm canlılığı ile halen yaşamaktadır. Bölgemizin ritim özelliği (9) dokuz zamanlıdır. Zeybek, karşılamalar ve türkülerin çoğu da bu özelliktedir.

     3+2+2+2 zeybeklerdeki usul dizilişi örneğidir. Sözlü zeybeklerle sözsüz Çanakkale Zeybeği bu usulün örnek ezgileridir.

     2+2+2+3 düzenindeki ezgilerse karşılama ve türkülerde görülür.

Çanakkale Türkülerinden bazı örnekler

 

1 - ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ

 

Çanakkale içinde vurdular beni

Ölmeden mezara koydular beni

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde bir dolu testi

Anneler babalar ümidi kesti

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde bir dal kestane

Vurulan gazilere çalı dibi hastane

Of gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde bir uzun çarşı

Göksüm açdım gidiyorum düşmana karşı

Of gençliğim Eyvah!

 

Çanakkale içinde sıra sıra söğütler

Altında yatıyor arslan şehitler

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde bir uzun selvi

Kimimiz nişanlı kimimiz evli

Of gençliğim eyvah!

 

İstanbul’dan çıktım başım selamet

Çanakkala varmadan koptu kıyamet

Sevgilim, validem Allah’a emanet

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde bir sarı yılan

İngiliz gemisi duruyor civan

Of gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde bir dolu desti

Destiler üstüne sam yeli esti

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde toplar atıldı

Fransız askeri denize döküldü

Of gençliğim eyvah!

 

Martinimi astım zeytin dalına

Fişengimi doladım ince belime

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale Boğazı dardır geçilmez

Soğuktur suları kan’dır içilmez

Of gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde bir yeşil çadır

Çadırın içinde şehitler yatır.

Of gençliğim eyvah!

 

Yüksek siperlerden atlıyamadım

Fişengim döküldü toplayamadım

Of gençliğim eyvah!

 

Atma çavuş atma kanım akıyor

Nişanlım var sılada

yolumda bakıyor

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkala içinde bir uzun çayır

Ana ben gidiyorum başım kayır

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde düşman yürüdü

On ikinci fırkanın namı yürüdü

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde harman olurmu?

Kara bomba yarasına derman olurmu?

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde sıra sıra kazanlar

Oturmuş zabitler künyeye yazarlar

Of gençliğim eyvah!   [1]

 

Çanakkale köprüsü dardır geçilmez

Al kan olmuş suları bir tas içilmez

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale içinde aynalı çarşı,

Anne ben gidiyorum düşmana karşı.

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale’den çıktım yan basa basa,

Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa.

Of gençliğim eyvah!

 

Çanakkale’den çıktım başım selamet,

Anafarta’ya varmadan koptu kıyamet.

Of gençliğim eyvah!

[1] Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Sayı 2, S.323

 

2- VARNA YOLU           

 Nine ben yollandım Varna  yoluna,

 Gel ay be doyunca sarıl  boynuma,

 Gitme garip gitme yollar  çamurdur,

 Yedi yıl dedikleri hayli  ömürdür.

 

 Garibin yüreği taştır demirdir.

 Ağlar garip garip kimsem yok diye

 Binmiş kır atına indiremedim,

 Çatmış kaşlarını indiremedim. [1]

 

 (1) Sevdegül Anık, yaş 66

 

 3- CONKİKİRİK

 Zığındere, kirte

 Geçiremedik ele

 Askerimi mahvetti

 Orhaniye, İntepe.

 Sarıbayırı tırmandık

 Türkleri gafil sandık

Anafarta hücumunda

 Yüzde on sağlam kaldık.

 Sebep sensin Cankikirik

 İşte sen böyle benlik

 O güzel ordulara

 Hiç etmedi metelik.

 Haydi gidelim buradan

 Mehmet bakıyor yandan

 Aman görmesin bizi

 Şimdi patlar bir havan. [1.1]

 Hava bugün sislice

 Sıvışalım gizlice

 Atlayalım gemiye   

 Açılalım denize. [2]

[1.1] Çanakkale 1973 İl yıllığında yer alan “Londradan Çıktım Yola”,

 Seddülbahir köyünden İsmail Bırakan dededen derlenen Conkikirik adlı

 Türkü ile hemen hemen aynıdır.

4-LONDRA’DAN ÇIKTIK YOLA

Londra’dan çıktık yola

Arıburnu’ndan ne ola!

Anafarta ovasında,

Dediler bize mola

Sarıbayır tırmandık

Türkleri gafil sandık

Anafarta hücumunda

Yüzde on sağlam kaldık

Sebep sensin Cankikirik

İşte sen böyle benlik

O güzel orduların

Hiç etmedi metelik.

Haydi kaçalım buradan

Mehmet bakıyor yandan

Aman görmesin bizi

Şimdi patlar bir havan

Hava bugün sislice

Sıvışalım gizlice

Atlayalım gemiye   

Açılalım denize.

İsmail Bırakan, Seddülbahir Köyü

[2]Conkikirik türküsünü söyleyen şahıs şu açıklamayı yapmıştır.  I.Dünya Savaşı sonunda düşman yurdu terk ettikten sonra, askerlerimiz sevinçten kutlama yaparken hemen oracıkta yakılıp söylenen bir türküdür. Bu türkü eşliğinde askerler bir ritim tutturarak halk dansı şeklinde oyunlar oynamışlar. Günümüzde oyunun figürlerini bilen kalmamış. Bu oyun şimdi oynanmıyor.

 

5-EVREŞE YOLLARI

Evreşe yolları dar

Bana bakma benim yarim var.

Bir fırın yaptırdım

Doldurdum ekmekleri

Gel beraber yiyelim

Yaptırdım çörekleri.

Evreşe yolları dar

Bana bakma benim yarim var.

Evreşedir köyümüz.

Zemzem akar suyumuz.

Sevip sevip ayrılmak

Yoktur böyle huyumuz.

Evreşe yolları dar

Bana bakma benim yarim var.

Sırtındaki yeleği

Ben örmedim mi yarim

Kızlarla konuşurken

Ben görmedim mi yarim.

Evreşe yolları dar

Bana bakma benim yarim var.

Yeleğimin içinde

Mavi boncuk nazarlık

Benim yare hediyem

Bir ufacık gerdanlık

Evreşe yolları dar

Bana bakma benim yarim var

 

6- KARLI DAYLAR (DAĞLAR)

Karlı dağlar, buzlu dağlar

Yüzünde güler, kalbim ayler (ağlar)

Yane de yane yan meşesi

Yandı ciğerimin köşesi.

Karlı dağlar karsız olmaz

Benim de yarim bensiz olmaz

Yane de yane yan meşesi

Yandı ciğerimin köşesi.

Karlı dağlar aşmak ister

Al yanaklar yaşmak

Yane de yane yan meşesi

Yandı ciğerimin köşesi. [1]

 

7-KARYOLAMIN DEMİRİ

Karyolamın demiri

O yar benim değilmi

O yar benim olmazsa

Öldürürüm kendimi

Bahçelerde mor meni

Verem ettin sen beni

Nasıl verem olmayayım

Eller seviyor seni.

 

Gelin mumla gezdirilirken yaşlıların söylediği türkü:

 

 8-GELİN EY KARDEŞLER BİZ DE VARALIM

 

 Gelin ey kardeşler bizde varalım,

 Hakkın divanını bizde görelim.

 Muhammed’in büyüğü var Cennette,

 Havzu kevserden bizde içelim.

 Hakkın divanına bizde varalım,

 Muhammed’in büyüğü var Cennette.

9-KARAKAŞ

Kuşu başında taşlar

Yarim karanfil haşlar

Kaldır yarim şapkanı   

Görünsün kalem kaşlar.

Hava havalanıyor

Deniz dalgalanıyor

Güzelleri görünce karakaş

Benim yarem dağlanıyor.

Oynayanlar oynuyor

Ona gözüm doymuyor

Senden başkasına yar Karakaş

Hiç kanım kaynamıyor.

Hava havalanıyor                              

Deniz dalgalanıyor

Güzelleri görünce Karakaş

Benim yarem dağlanıyor.

  

Şükrüye Kaynar, yaş 46, Yülüce Köyü

 

10-FINDIKLI SOKAKLARI

Kalktı artık son tren

Kapandı kapakları

Yarime zindan oldu

Fındıklı sokakları

İn dereye dereye

İnemeyenler de var

Yarimle ikimizi

Çekemeyenler de var.

Kalktı artık son tren

Kapandı kapakları

Yarime zindan oldu

Fındıklı sokakları

Gidiyom gidemiyom

Beni deli ediyon

Bir tomurcuk gülünü         

Kime teslim ediyon

Kalktı artık son tren

Kapandı kapakları

Yarime zindan oldu

Fındıklı sokakları  [1]

 

[1]   Ayşe Duran, yaş 24, Fındıklı  köyü

 

11- MAVİLİM

Mavi boncuk koldadır

Yarim ırak yoldadır

Tez gel sevgilim tez gel

Gözlerim yoldadır.

Mavi boncuk bilekten

Un elerim elekten

Ben nasıl vaz geçerim

Senin gibi melekten.

Mavilimsin maşallah

Sen benimsin inşallah

Hasret kavuşmaz derler

Kavuşuruz inşallah. [1]


[1] Ahmet İş, yaş 44,Yeniköy

 

12-GELİBOLU KARŞILAMASI

 

 Ovadan gel ovadan cicim

 Bir su içtim kovadan

 Alacaksan al beni cicim

 Buz gibi gerdanım solmadan

 Katip Hüseyn’in kaleminden cicim

 Bir maaşallah yazdırdım

 Haydi de haydi de şamdanlı

 O da benim umurumda mı delikanlı

 Ova yolu düz gider cicim

 Bir kınalı kız gider

 Kız yolunu şaşırmış cicim

 İnşallah bize gider.  [1]

[1] Mehmet İrdesel, Gelibolu ve Yöresi Tarihi, S. 72

 

13- ANAM GEL OTUR ÖNÜME

Anam gel otur önüme

Ver elini elime

Sütün emdim kana kana

Helal eyle hakkın bana

Anam gidiyom

Sılamı da terk ediyom.

Bak bir kaşıma gözüme

Bir bir kaşıma gözüme.

Çok emeğin geçti bana

Helal eyle hakkın bana

Anam gidiyom

Sılamı da terk ediyom.

Anamın gömleği mordur

Anamın işi çok zordur.

Yüreğinde derdi çoktur

Benden başka kızı yoktur.

Anam gidiyom

Sılamı da terk ediyom. [1]

[1] Şerife Emekli, Alçıtepe köyü

 

14- KINA HAVASI

Varın çağırın anasını

Vuralım mı kız anasını

Ben nasıl kıyayım yavruma

Ben vurduramam kınasını.

Allı gelin pullu gelin

Neden söylemiyo dilin

Varın çağırın babasını

Vuralım mı kız anasını

Ben nasıl kıyayım yavruma

Ben vurduramam kınasını.

Allı gelin pullu gelin

Neden söylemiyo dilin

Varın çağırın kardaşını

Vuralım mı kız anasını

Ben nasıl kıyayım yavruma

Ben vurduramam kınasını

Allı gelin pullu gelin

Neden söylemiyo dilin. 

Kına geleneklerimizde üç halde yakılır. [1]

 

1) Kurban olacak Koç’a

 kurban olsun Allah’a diye

 

2) Askere giden delikanlıya  

 kurban olsun Vatana diye.

 

3)Gelin olacak kıza.

Kurban olsun kocasına diye.

 

[1]  Refiye Songur,yaş 67,Behramlı köyü

 

Çocuk Oyunları:

 

1.Erkek çocukların oynadığı oyunlar: Çelik çomak, yedi kiremit, uzun eşek, birdir-bir.

2.Kız çocuklarının oynadığı oyunlar: Sek-sek, beş taş, İp atlama, evcilik, yüzük bulmaca.

3.Birlikte Oynanan Oyunlar: Saklambaç, körebe, istop, yakan top, kulaktan kulağa.

4.Yetişkin Oyunları: Eskiden nesi var, sessiz sinema, kulaktan kulağa, yüzük gibi oyunlar oynanırken son zamanlarda bu oyunlar yerini futbol, voleybol, basketbol ve yakan topa bırakmıştır.

 

Halk Tiyatrosu:

 

Köy ortaoyunları, köylülerin uzun kış aylarında düğünlerde ve bayramlarda hoşça vakit geçirmek, eğlenmek için düzenleyip sergiledikleri oyunlardır. Bu oyunların en belirgin özelliği daha önceden hazırlıksız içine doğduğu gibi yapılması ve anonim olmalarıdır.

Bu oyunlar köylerde gençler ve orta yaşlılar tarafından oynanır. Kadınların da bu oyunları kendi aralarında oynadıkları görülür. Halk arasındaki bu canlandırma ve temsil etme günümüze kadar gelmiştir. Eskisi kadar sık, çeşitli ve güzel olmasa da unutulmaması sevindiricidir.

 

         İlimizde yaşatılan halk tiyatro çeşitleri şunlardır.

 

         1.Bayram Devesi : ( Bazı köylerimizde hecin devesi denir)

         Genellikle bayramlarda uygulanan ve köylüler tarafından büyük ilgi ve zevkle izlenen seyirlik oyundur. Gençler basit bez ve kumaşlarla içinde birkaç kişinin bulunduğu deve şeklinde bir figür hazırlarlar. Deveyi güzelce süsleyerek bayram akşamı kapı kapı dolaşarak mani söyler çerez toplarlar. Daha sonra bu çerezleri aralarında düzenledikleri eğlencede yerler.

 

         2.Erkek Kılığına Girme:

     Kadınlar arasındaki eğlencelerde bir kadın erkek kılığına girerek çeşitli erkek karakterlerini taklit ederler. Kılıbık erkek, sert erkek, kumarbaz, serhoş-berduş vb. tipleri canlandırarak eğlenirler.

 

         3.Kadın Kılığına Girme:

     Gençlerden biri kadın kılığına girer, bir başka erkekle doğaçlama olarak gösteri yapıp halkı eğlendirmeye çalışır. Bu oyun bazen köy meydanında yapılır.

   

Çanakkale’de Halk Mutfağı:

 

     Çanakkale’mizde yemek kültürü oldukça zengin sayılır. Köylerde hemen her evin bahçesinde topraktan yapılma fırın bulunur. Bu fırınlarda ve ev mutfağındaki maşıngalarda ekmek, yufka, börek, bazlama, gözleme, pide, çörek, poğaça, kurabiye vb. hamur işleri yapılır.

     Yöresel yemeklerin başında tarhana, bulgur pilavı, kuru fasulye, keşkek, börek (patatesli, lorlu, patlıcanlı,yabani otlu vb.) kaçamak, akıtma, katmer, lahana ve yaprak sarma (zeytin yağlı veya etli), her türlü mantı, simit lokumu (nohut mayası ile yapılır), yufka, kuskus, sütlü göce, boklu kebap (Sardalye balığı), midye ve tarak dolması, lakerda, tuzlu balık, balık çorbası, basma helva, peynir tatlısı, peynir helvası, saraylı tatlısı, höşmelim.

 

     Yufka: Yumurta ve un yoğrularak belli bir kıvama getirilir. Daha sonra kap denilen yufkalar açılır. Erişte gibi kesilir. Makarna gibi pişirilerek yenir. Bir çeşit erişte makarnadır. Bir diğer cinsi de yine kap şeklinde yufkalar açılır. Gölgede yada fırında hafifçe kurutulur kap şeklinde saklanır. Kışın tepsiye üst üste konur. Üzerine haşlanmış besili bir  tavuğun suyu dökülür aralarına et didilir. Yemek şeklinde yenir ya da bu hazır kap yufkalardan börek yapılır.

 

     Kuskus: Yumurta ve unla yoğrularak teknenin içerisinde ovalanıp küçük dolu taneleri şekline getirilir, kurutulur, makarna olarak tüketilir.

 

     Sütlü Göce: Sert buğday temizlendikten sonra değirmende incecik kırdırılır. Buna göce denir. Sonra kaynamış sütün içine atılarak isteğe göre baharat ilavesi yapılarak pişirilir. Daha sonra elle ovalanarak küçük parçalara ayrılır. Elekten geçirildikten sonra güneşte kurutularak saklanır.

 

     Simit Lokumu: Nohut ezilerek belli bir ısıda mayalandırılır. Hamura maya yerine nohut mayası konulur. Tepsiye döşenir ve pişirilir.

 

     Akıtma: Boza kıvamında mayalı hamur hazırlanır. Hafif yağlanmış, kızdırılmış varsa toprak kaba yoksa uygun bir tavaya incecik akıtılır.  

 

     Tarak Dolma: Midye dolma gibi yapılır. Taraklar iyice temizlenir. İç pilav hazırlanır. Doldurularak bir tencere içinde pişirilir.

 

     Balık Çorbası: Herkesin mutlaka bir kez denemesi gerekir diye düşünüyorum. Burada 4 kişilik bir tarif veriyorum.

     Balık çorbası her türlü balıktan olduğu gibi özellikle Çarpan balığı ve Lapin balığından yapılırsa daha lezzetli olur. Kılçıksız etli balıklar tercih edilmelidir.

Bir kilo balık temizlenir (içi alınır, varsa pulları, çarpandan yapılıyorsa alt ve üst zehirli dikenleri boydan boya kesilerek çıkarılır) çorba yapılacak sudan biraz fazla su koyulur. Bu suyun içine dörde bölünmüş bir baş kuru soğan, yarım demet maydanoz, suyu koyulaştırmak için un kullanmayacaksanız bir iki patates, tuz, tercihe göre bir iki diş sarımsak koyulur. Malzeme iyice pişinceye kadar kaynatılır. Temiz bir kaba suyu süzülür. İçindeki malzeme ezilerek suyun içine atılır. Diğer posa vb. malzemeler atılır. Balıkların kılçıkları ayıklanır, eti didilerek suyun içine atılır. Baştan patates konmadıysa biraz patates-havuç rendelenir biraz da un konularak tereyağda hafifçe kavrulur. Bunlar da çorbamızın içine konularak yeteri kadar kaynatılıp servis yapılır. Damak tadına göre üzerine baharat, sarımsak, sirke eklenebilir. (Son kaynatma sırasında yarım çay bardağı şarap eklenirse daha lezzetli olur.)

 

     Lakerda: Torik veya iri palamut balığından yapılır. Başı ve kuyruğu kesilip çıkartılan balıklar dilimlenerek bir gün buzlu suda bekletilir. Temiz bir kabın içine her iki yanı kalın tuza batırılarak döşenir. Burada önemli olan bir kürdan yada benzeri bir araçla kemik iliğinin çıkarılmasıdır. Aksi halde balık kurtlanır. Daha sonra üzerine temiz bir baskı konarak olmaya bırakılır.

 

     Boklu Kebap: Mevsiminde diğer pullu balıklardan olduğu gibi özellikle Sardalya balığından yapılır. Sardalya denizden çıktığı gibi hiç temizlenmeden kömür ateşinde ya da herhangi bir ızgarada pişirilir. Izgaranın içine asma yaprağı ya da boyasız ıslak kağıt döşenerek balıklar dizilip pişirilirse daha lezzetli olur. Pul ve deriler bunlara yapışır kalır. Yerken içi çıkarılarak yenir.

 

Peynir Helvası:Özellikle yağlı, tuzsuz, taze koyun peynirinden yapılır. Peynir küçük parçalara ayrılır bir kapta hafif ateşte karıştırılarak eritilir. Süt haline gelen eriyik bir müddet kaynatıldıktan sonra önce un (isteğe bağlı irmik) sonra toz şeker karıştırılıp iyice yedirilir. Topak olmaması için pişene kadar hafif ateşte ve aynı yönde olmak kaydıyla karıştırılır. Bazı kişiler topak olmaması için çay kaşığının ucu ile biraz karbonat karıştırırlar. Helva macun kıvamına geldiği zaman kaşığı vurdunmu tabağın havaya kalkması lazımdır.

 

                     Çanakkale’ye Özgü Halk Deyimleri

  1- Tarlanın taşlısı, karının saçlısı makbuldür.

  2-  Devenin iyisine çan takarlar

  3-  Harmanı yakacağım diyen orağa yetişemez.

  4-  Ver oğlunu eline, yalvar deli geline.

  5-  Deveye bir göbek at demişler o da yedi dükkanı yıkmış.

  6-  Nekbet oynayacağı zaman davul delinir.

  7-  Yazın gölge çeviren zemheride tırıs gider.

  8-  Gölgeyi hoş gören ambarı boş görür.

  9-  Edebi kargadan, adaleti horozdan, sadakati köpekten al.

10-  İmam yiyişli, muhtar duruşlu ol.

 

Ağız ve Deyişler:

Çanakkale yöresi yerel ağzının başka il ağızlarıyla bağdaştırılamayacak özellikleri vardır. Bunda çok eski çağlardan bu yana çeşitli halkların yerleşim yeri oluşu, değişik zamanlarda gelenlerin dil özellikleri

etken olmuştur.

 

     Çanakkale yerel ağzının özellikleri şöyle sıralanabilir:

     Çanakkale ağzında a,e,ı,i,o,ö,u,ü ünlüleri yanında birde kapalı e ünlüsü görülmektedir. A ünlüsü, arkasından gelen ünsüzün düşmesiyle uzun a olarak söylenir. A ünlüsünün yanında düşen ünsüzler ğ, h, k, l, r  ünsüzleridir.

  aleyo-ağlıyor             Alla-Allah

  asırdık-aksırdık        attıla-attılar

 

Yerel ağızda a ünlüsünün  e, uzun  e,j,o,u,  seslerine dönüştüğü görülür.

Dene-tane  akrıba-akraba  buba-baba  ovcı-avcı   taleye-tarlaya

 

E sesinin ise a ve i seslerine dönüştükleri olur.

Habar-Haber               didi-dedi

 

İkinci hecedeki  i  sesi ise genellikle yerini korur.

Dinilen-denilen       virdi-verdi

 

İ sesi uzun e,ı,ü seslerine dönüşebilmektedir.

Eyi-iyi            nışan-nişan         büber-biber

 

Genellikle ilk hecede yada yabancı kökenli sözcüklerde ünlü kapalılaşması görülür. Buna bağlı olarak o sesi u, ö sesi ü, u sesi ı, yada o sesine dönüşmektedir. ü sesinin ise ö yada i’ye dönüşme biçimleri vardır.

Unun-onun              göercin-güvercin          yımışak-yumuşak

dobanca-tabanca      yörü-yürü                  güldini-güldüğünü

 

Bazı sözcüklerde b, f, m, p, v ünsüzleri,yanlarındaki ünlülerin üzerinde

yuvarlaklaştırıcı etki yapar.

Övey-üvey                   cövap-cevap

 

I, n, r, s, ş ile başlayan sözcüklerde,sözcük içinde ünlülere uygun ola

rak   ı,i,ü,ö ünlüleri sözcüğün başına eklenir.

Isıcak-sıcak    ırazı-razı     ileş-leş  iresim-resim    ilimon-limon

 

Çoğunlukla iki heceli sözcüklerde,birinci hece bir ünsüzle biter, ikinci hece de bir ünsüzle başlarsa, söyleyişi kolaylaştırmak için iki hece arasıına sözcüğün diğer ünlülerine uygun bir ünlü eklenir.

Cimiri-cimri          gübüre-gübre         depirem-deprem

 

İken sözcüğünün Çanakkale ağzında “ikene” yada “ıkana” biçimini aldığı görülür.

Oturukana-otururken         bakakana-bakarken

 

Ard arda gelen iki sözcüğün ikiside ünlüyle başlıyorsa, ünlülerden biri düşer veya değişir.

Paşafendi-paşa efendi       neççek-ne edecek     nese-ne ise

 

Bazı üç heceli sözcüklerde orta hecedeki  a,ı,e,u ünlüleri düşer.

omzu-omuzu   ötçek-ötecek   dolcak-dolacak    taşçak-taşacak

Kimi zaman ortadaki ünsüzün düştüğü de görülür.

Müim-mühim                die-diye           çouş-çavuş

 

Türkçe’nin temel kurallarından biri olan büyük ünlü uyumu yöresel sözcüklerimizde kendini gösterir.

Esker-asker     hızmatçı-hizmetçi     halva-helva      

 

Ünsüz düşmesine Çanakkale ağzında sıkça rastlanılır. İki ünlü arasındaki ünsüzün düşmesi sonucu yan yana gelen bu iki ünlü,uzun ünlü biçimine dönüşür.

Yit-yiğit      mer-meğer

 

Çanakkale ağzında b-p, p-b, d-t, t-d seslerine dönüşmektedir.

Piraz-biraz    bazar-Pazar       tokuzan-doksan         daş-taş

 

Ses değişimleri diğer ünsüzler arasında da olabilmektedir. Sözcük

başındaki  g  sesi genellikle  k  sesine dönüşür.

Kölge-gölge      kibi-gibi        kün-gün

 

Buna karşılık  k  sesinin  g  sesine dönüşümleri de vardır.

Geçi-keçi        govuş-koğuş 

 

Sözcük başına h ünsüzünün eklenmesi de yöremiz ağzının belirgin özelliklerindendir.

Helbet-elbet    hayva-ayva   Haşe-Ayşe 

 

Genellikle hece ya da sözcük sonuna gelen ğ, k, l, r  ünsüzlerinin düşmesi ile ünlü uzaması olur.

Ratsız-rahatsız           ane-hane        gemez-gelmez

 

Çanakkale ağzında genellikle sözcük sonundaki  r sesi söylenmez.

Bi-bir      durnala-turnalar      gi-gir.  Geli-gelir

 

Çokluk ya da geniş zaman eki olarak da  r  sesinin düştüğü görülür.

Yöre ağzında ses benzeşmeleri çoktur. Bir sözcükte yan yana gelen ya da aralıklı olarak bir arada bulunan iki sesten biri diğerini kendine uydurur.

Aydınnık-aydınlık    annat-anlat      adamnan-adamlan

 

Çanakkale ağzında ünsüzlerin iki kere söylenmesi de görülür.

Güççük-küçük    birre-bre         yüssük-yüsük

 

Incaya-inceye anlamını veren asıya-esiye eki yerel ağızda çok kullanılır.

Gelesiye-gelinceye    sorasıya-soruncaya  

 

Ayrıca  -ken sözcüğü, ses uyumuna uydurularak çok kullanılır.

Otururkan-otururken         alakan-ağlarken

 

Çanakkale yöremizden örnek birkaç sözcük

 

Annık                      Tarla sınırı

Bıldır                       Geçen yıl

Bülek                       Bir tür sinek

Mısmıl                     Temiz-pak

Özger-Ürüzgar        Rüzgar

Fasle                        Fasulye

Lüver                       Tabanca 

Ürya                         Rüya

Guli                          Hindi

Gadanak                  Kadar(cık)

Haydamak               Sürmek-götürmek

Horasan                   Harç yada sıva 

Bilenek                     Birlikte-beraber

Gıyı                           Kıyı

Tarna                       Tarhana

Horaz                       Horoz

Setre                         Ceket

Enteri                       Gömlek

 

Bilmecelerimiz-Tekerlemelerimiz: 

 

                                                Örnekler

     Çocuklar ve yetişkinler arasında bilmece sorma geleneği günümüzde de canlılığını korumaktadır. Yenice ilçemiz Armutçuk köyü çocuklarının kendi aralarında oynadıkları, karşılıklı bilmece sormağa dayanan oyunlar bunun ilginç örneklerindendir.

           Armutçuk köyünü örnek göstermemin nedeni ise bu köyümüz Çanakkale’nin en uzak ve kapalı kalmış köylerinden biridir. Köy yolu yakın zaman önce zamanın Çanakkale Valisi önderliğinde açılmıştır. Konuşmaları, adetleri, gelenekleri hemen hiç değişmemiştir. Bu oyunlar bir tür bilmece yarışmasıdır. Katılanlar yan yana dizilir. En baştaki oyuncu bir bilmece sorar. Sağındaki bilmecenin cevabını bilmek zorunda, bilemiyorsa en sona geçmek zorundadır. Böylece sorma sırası onun sağındakine geçer.

Yer isteme şu tekerleme ile olur.

..........beri gel (başa yerini alacağı kişinin adı gelir).

Ala tokmağını al da gel.

Ben bir kır ata binem,

Siz biraz uyuz tazıya binin.

Uyuz tazı yıkılsın,

Burnu toprağa çakılsın.

     En çok başa geçebilen oyuncu oyunu kazanır, en az başa geçen veya hiç geçemeyen oyunculara ceza verilir. Bu oyunlar yetişkinler arasında da oynanmaktadır. Yörede ilk kez karşılaşılan kişilere bilmece sorularak bilgisi sınanır. Bilmece oyunu iki takımla da oynanır. Bilmeceleri hangi takım daha çok bilirse diğer takıma ceza verilir.

Bilmece oyunlarındaki özgün bilmecelerden bir bölümünü derleyip burada veriyorum.

Örnekler Yenice-Armutçuk bilmeceleridir.

 

Kat kattır ama katmer değildir.

Kırmızıdır ama biber değildir.        (Gül)

                   ***

Üç öküzüm var.

Birisi gitti gelmez,

Birisi yer doymaz,                          (Duman-ateş-kül)

Birisi oturur kalkmaz.               

                   *** 

    

 ÇANAKKALE DOĞUMLU ÜNLÜ KİŞİLER

     Teoman ALPAY : (1932-2005) Türk Sanat Müziğinin en ünlü bestecilerindendir. 200’ün üzerinde bestesi vardır. 1980 yılında son 10 yılın en iyi bestecisi seçildi.

     Tevfik Rüştü ARAS : (1883-1972) Devlet ve siyaset adamıdır. İlk T.B.M.Meclisine Muğla Livası’ndan girdi. 1920’de Mustafa Kemal’in isteği üzerine Türkiye Komünist Partisi kurucuları arasın da yer aldı. 1923’te milletvekili oldu. 1925’te Dışişleri Bakanlığı na getirildi. Dışişleri Bakanlığı sırasında anılarını ve siyasi düşüncelerini iki ciltlik bir kitapta topladı.

     Türkkaya ATAÖV: Robert Kolejden sonra Syracuse Üniversitesinde Siyasal Bilimler doktorası yaptı. Yön, Vatan, Akşam, Politika, Cumhuriyet gibi gazete ve dergilerde uluslararası ilişkiler konularında yazıları yayınlandı.

     Başlıca eserleri; Sovyet Rusya’da işçilerin  bugünkü  durumu, işçinin devlet ve sendikalarla münasebetleri, Sovyetler Birliği devlet idaresi, Nazım Hikmet’in Hasreti.

     4. Selehattin BATU: Şair ve yazardır. İstanbul  veterinerlik  okulunu bitirdi. Çanakkale  milletvekilliği yaptı. 1945’te Suut Kemal Yetkin  ile Sanat ve  Edebiyat gazetesi çıkardı. Varlık ve Hisar dergilerinde çıkan şiirlerini  Bursa’da Yeşiller, Rüzgarlı Su adlı kitaplarında topladı. Tiyatro çalışmalarından Güzel Helena adlı eseri Bregenz’de 2. oldu.

5. Kemal BİLBAŞAR: Yazar, 1929’da Edirne öğretmen okulu nu bitirdi. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirdikten sonra tarih öğretmeni oldu. Öyküleri çeşitli dergilerde yayınlandı.

         Eserlerinden bazıları; Anadolu’dan hikayeler, Denizin çağrışı, Cemo, Memo, Yeşil gölge, Irgatların öfkesi.

         6. İ.Güney DAL: (1944-) Yazar. Liseyi Çanakkale’de bitirdi. Memeleri Büyüyen İşçi romanı 1976’da Milliyet roman yarışması üçüncülüğünü aldı. İş Sürgünleri ve E5 romanlarını yayınladı. Bunlar Almancaya çevrildi.

         7. Arif DAMAR: (1925-) Şair. Karainebeyli köyünde doğdu. Edebiyatımızda 1940 kuşağı olarak tanınan kesimin şiir dalındaki temsilcilerindendir. İlk baş yapıtını 1975’te Alıcı kuşu kardeşliği’nde topladı. Seslerin ayak sesleri, Ölüm yok ki adlı eserleri de vardır.

         8. İlhan DEMİRASLAN: Şair. Gelibolu’da doğdu. Eserleri; İncir ağacı, Eller ekmeğe doğru.

         9. Bülent DİKMENER: (1937-1979) Gazeteci. Uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Adına aynı gazetede haber ödülü düzenlenmiştir.

         10. Elif NACİ: Ressam: Gelibolu’da doğdu. Türk resim sanatın da D Grubu olarak bilinen akımın kurucuları arasında yer alır.

         11. Metin ERKSAN: Film yönetmenidir. 1950’de Binnaz adlı senaryosu sinemaya aktarıldı. Çalışmalarından Susuz Yaz Berlin film festivalinde büyük ödül aldı.

12.Erol GÜNAYDIN: (1923-) Tiyatro ve sinema sanatçısıdır. İlk kez 1955’te Cep tiyatrosunda Papaz kaçtı oyunuyla sahneye çıktı. 1968’de Oliver oyunundaki rolüyle İlhan İskender tiyatro ödülünü kazandı. Güzel bir gün senaryosu ile Antalya film festivalinde ödül kazandı. Çalışmaları sinema, tiyatro ve tv. de devam etmektedir.

13.Celal Nuri İLERİ: Yazar ve politikacıdır.

14.Suphi Nuri İLERİ: Yazar.

15.Fethi KAYAALP: Ressam. Ezine’de doğdu. IX.İskenderiye bienalinde gravür dalında birincilik kazandı.

16.Ahmet KÖKSAL: Yazar.

17.Afet MUHTEREMOĞLU (ILGAZ ): Yazar. Ezine’de doğdu.

18.Atilla PEKEN: Karikatürcü.

19.Mümtaz Zeki TAŞKIN: Şair.Bayramiç’te doğdu                                                                            

20.Amiral KEMAL REİS: Gelibolu’da doğma-büyüme, Türk ve dünya denizcilik tarihinin ünlü bir amiralidir. Piri Reis’in dayısıdır. Piri Reis’ten önce denizciliğe başlamış, çocuk yaştaki Piri Reis’i yanına alarak yetiştirmiştir. Doğum tarihini saptayamadım.

21.PİRİ REİS: Doğum tarihi kesinlikle bilinmemesine rağmen 1465-1470 yıllarında Gelibolu’da doğmuştur. Gelibolu eşrafından Hacı Mehmet’in oğludur. En büyük özelliği, gezdiği ve gördüğü yerler hakkında notlar alarak bunları bir kitap haline getirmesidir. Aynı zamanda haritacılığa olan merakı ile gezip gördüğü yerlerin haritalarını yapmasıdır. Bu nedenle bir alim ve dünyanın en eski haritacılarıdan birisidir. Çizdiği iki büyük dünya haritasından ilkinin Kuzey Amerika ve Atlantik Okyanusunu gösteren bir parçası elde bulunmaktadır. Bu arada her gezip gördüğü yer hakkında topladığı notları değerlendirmiş, “Kitab-ı Bahriye” adlı manzum olarak yazılmış denizcilik kitabını yazmıştır. Çizdiği haritasında kendi el yazısı ile şöyle yazılıdır.

     “Harre El Fakir Piri Bin Hacı Mehmet El Müştehir Birader Zade-i Kemal Reis Fi Şehri Gelibolu, Afiullah Anhüma Şehri Muharrem ül Haram Sene Tis’a Aşer ve Tia’ama”

     Anlamı: İş bu harita, Kemal Reis’in kardeşinin oğlu namıyla tanınan, Hacı Mehmet oğlu Piri tarafından 919 yılı Muharrem ayında (1519 yılı 9 Mart-7 Nisan arasında) Gelibolu’da çizilmiştir. Piri Re is 84 yaşında iken Mısır’da ölmüştür.

     22.GELİBOLU’LU ŞAİR ALİ BEY: Türk şair ve tarihçisi olup 1541 yılında Gelibolu’da doğmuş ve 1599 yılında Cidde’de ölmüştür. 40 kadar eseri vardır. En ünlüleri  4 ciltlik “Künh-ül Ahbar” ve “Menakıb-ı Henerveran” dır.

     23.ŞAİR MEHMET NATİ EFENDİ: Gelibolulu’dur. Bilgin ve şair olarak tanınmıştır. Hicri 1090, miladi 1599 yılında ölmüştür.

 

     24. ŞAİR ZATİ SÜLEYMAN EFENDİ: Gelibolulu şair ve bilgindir. “Miftahul Mesdil” adlı bir eseri vardır. Bu kitap İstanbul-Üsküdar Selim Ağa kitaplığındadır.

     25. ŞAİR MUSTAFA MUSLİHİDDİN EFENDİ: Şair ve bilgindir. 30 kadar eseri olduğu sanılmaktadır. 1561 yılında ölmüştür.

     26. KATİP SELEHADDİN: Yazıcızade Mehmet ile Ahmed-i Bican’ın babalarıdır. Evreşeli’dir (Kadıköylü). Bazı kaynaklara göre adı Salih olarak da geçer. “Melhame” adında önemli bir eseri var dır. Bu kitap İstanbul Nuruosmaniye kitaplığındadır.

     27. YAZICIZADE MEHMET EFENDİ: Doğum tarihi bilinmemektedir. Doğum yeri Gelibolu’nun Kadıköy beldesidir. 15.yy.’da yaşamıştır.Ahmed-i Bican’ın abisidir.

     Yazıcızade Mehmet Efendi 1451 yılında ölmüştür. Türbesinin üzeri açık ve bir kamelya ile örtülüdür. Baş ucundaki taşında;

     “Bismillahirrahmanirrahim Fa’len ennehu La İlahe İllallah” yazılıdır. Mescidi, Padişah Abdülmecit onartmıştır.

     Yazıcızade Mehmet Efendi, Muhammediye adlı eserinden önce Arapça olarak “Megaribüzzaman” ve Serhür-i Füsüsü-Hiken” adında iki eser vermiştir. Muhammediye adındaki ünlü eserini ise 1449 yılında tamamlamıştır. Bu muhteşem kitabı Çilehane’de 7 yılda yazdığı söylenir.

28. EMİR ALİ BABA: Türbesi Hamza Koy’dadır. Türbenin ön kısmın da yere kadar inen bir pencere vardır. Bu pencerenin üzerinde kitabe vardır. Bu kitabede “Kaptan-Derya Ali Baba Türbesi, Hicri 758 ” diye yazılıdır. 

     29. YAZICIZADE AHMEDİ BİCAN: Yazıcı Selahaddin’in küçük oğlu dur. Yazıcı Mehmet Efendi’den tahminen üç yıl sonra yani 1454 yılında ölmüştür. Halk arasında Ahmediye adlı eserin yazarı olarak bilinmektedir. Bu kitabın yazarının belli olduğunu sanmıyorum. Çünkü Ahmedi Bican’ın bir çok eseri olmakla beraber bunlar dini eserler değil, coğrafya ya da hikaye yapıtlarıdır. Örneğin en tanınmış yapıtı olan Acaib-ül Mahlukat ve Dürr-i Meknun adlı eserlerinden birincisi dünyanın yaratılışı, gök, ay, yıldızlar, dağlar, denizler, nehirler ve hayvanlar ile bunun gibi konulara değinmektedir. İkinci eseri ise babasının Melhame adlı eserinin sanki genişletilmişi olan bir öykü şeklindedir. Ahmed i Bican’ın diğer bir yapıtı da Enver-ül Aşıkın’dır.

     30. Dr. ABDÜLHAK ADNAN ADIVAR: Gelibolu’ludur. Orta öğrenimini Gelibolu’da, yüksek öğrenimini İstanbul’da yapmıştır.

     Osmanlı İmparatorluğu’nun son meclisinde milletvekili olarak bulunmuştur. İstanbul’un işgalinden sonra, eşi roman yazarı Halide Edip Adıvar ile birlikte Anadolu’ya geçti ve Milli Mücadele için çalıştı. 1. T.B.M.M. seçilerek Sağlık Bakanlığı yaptı. 1926’dan sonra Türkiye’den ayrılarak eşi ile İngiltere ve Fransa’da yaşadı. İngiltere’de iken (Britanica’da) Türkiye’nin yeni zaman tarih bölümünü yazdı. Yurda döndükten sonra İslam Ansiklopedisinin başına getirildi. 1955 yılında öldü.

DEVAMI ANTİK ÇAĞDAN GÜNÜMÜZE ÇANAKKALE VE ÇANAKKALE SAVAŞLARI CD'SİNDEDİR.

 

Döviz

1 $ = 2,18 TL
1 € = 2,89 TL
605688 Ziyaretçi

Sözlük